Skip to main content

Türkiye Cumhuriyeti tarih yazımında, gayrimüslimlerin[i] Osmanlı İmparatorluğu döneminde ‘mutlu mesut’ yaşadıklarına dair tarih anlatısı hakimdir. Mevzubahis görüş çerçevesinde devlet yöneticilerinin hoşgörülülüğü ve Osmanlı’nın çok uluslu bir imparatorluk olması dolayısıyla tüm milletlerin özgürce kendi inançlarını yaşadıkları savunulur. Aynı argümanı desteklemek için Ermeni tebaadan aile ve bireylerin meslek yaşamlarındaki başarılardan veya edindikleri zenginlikten dem vurulur. Bu yazının temel amacı, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki en ayrıcalıklı Ermenilerin dahi güvencesiz/prekarya bir konumları olduğunu ortaya koymaktır. Bunun için tarihçi Hagop Barsoumian’ın “Ermeni Amira Sınıfının Osmanlı Hükûmeti ve Ermeni Milleti Arasındaki İkili Rolü (1750-1850)” makalesi esas alınacaktır.

Osmanlı Devleti’nde Amira Sınıfının Rolü

Amira, Osmanlı İmparatorluğu’nun iki Hıristiyan milletinden biri olan Ermeni tebaanın en varsıllarını anmak için kullanılan isimdir. Kelime ilk defa 1559’da kullanılmaya başlanır ve Osmanlı tarihinde bu sınıfa mensup toplamda yaklaşık 165 kişi sayılabilir. Eğin (Kemaliye), Van, İran, İstanbul gibi illerde yaşamış amiralar sarraflık[ii], bezirganlık, sanayi ve mimari gibi mesleklerle iştigal etmişlerdir.[iii] Saray kuyumcubaşılığı yapmış, Darphane on yıllarca kendilerinden sorulan Düzyan ailesinin dört erkeğinin 1819’da asılması dahi başlı başına amira sınıfının devlet yönetimi içerisindeki etkisizliğini ortaya koyabilir. Bu bağlamda darphane kayıtlarının Ermenice tutulması gibi detaylar Ermenilere verilen önemin, teknokrata verilen önemden kaynaklandığını gösterebilir.

Bu yazıda işçi, köylü olarak hayatını sürdüren Osmanlı Ermenileri’ni değil de üst-sınıf olanları analiz çabama temel almamın sebebi, ‘sıradan’ halk kıyası yoluyla yapılacak bir çözümlemenin eşit yurttaşlık kavramı olmayan bir idari yapıda bizi taşıyacağı noktanın çok da ufuk açıcı olmayacağına dair sezgisel önyargımdır. Varsıl olmayan Ermeni tebaayı ve yine varsıl olmayan Müslüman tebaayı karşılaştırdığımızda ne sonuca varırız? İmparatorlukta şeriat yasalarının geçerliliğinden doğan bariz Müslüman avantajı dışında muhtemelen, esnaf bir Ermeni ile esnaf bir Müslüman Osmanlı tebaasının hayatları ve gündelik problemleri benzerdi.

Oysa ki amiralar, kendilerinden Osmanlı merkeziyetçiliği karşısında bir güç odağı olması beklenebilecek bir grupken bunu yapamamış olmalarıyla dikkat çekici bir araştırma nesnesi haline geliyorlar. Marx ‘kendinde sınıf’ kavramına henüz içinde sınıf bilinci oluşmamış, örgütsüz insanları tanımlamak için başvurur. Bu bağlamda amiraları, yine tarihsel materyalizm içinde feodal kategorisine düşmesi muhtemel olan Osmanlı İmparatorluğu’nda yer alan bir ‘kendinde sınıf’ olarak etiketlemek faydalı olabilir. Osmanlı İmparatorluğu merkeziyetçi bir yönetim anlayışını benimsemesine karşın bu yönetim pek çok defa Yeniçerilerden (bkz. 1589 Ulûfe isyanı) çeşitli vilayetlerin valilerine (bkz. Kavalalı Mehmed Ali Paşa, 1881), veliahtlardan sıradan halka kadar çeşitli özneler tarafından sınanmış ve sarsılmıştır; ancak amira sınıfı bu öznelerden biri olamamıştır.

Hagop Barsoumian’ın makalesinde öne çıkardığı soru da Amira sınıfının, Osmanlı’daki yerinin elzemliğine rağmen nasıl olup da politik gücü olmamasına dairdir. Önemli olan Türk İslam devletinin çıkarları olduğu için yazar, Amira varlığının Osmanlı çıkarlarıyla örtüştüğü müddetçe sürmesinde bir paradoks görmüyor. Altı çizilen bir diğer mesele de Amira sınıfının Ermeni milleti içinde çok güçlü olması; ancak bunun Osmanlı Devleti içinde güvencesizliğin önüne geçmemesi.

Ermeni Milleti İçinde Amiraların Yeri

Bağış faaliyetleri, eğitim öğrenime yapılan yardımlar, Ermenice süreli yayınlar yapılmasına sunulan katkılarıyla vesaire, amiraların Ermeni cemaati içindeki önemi tartışılmazdır. Amiralar Osmanlı içindeki üstün konumlarına rağmen, dinlerinin üstüne perde çekmek durumunda kalmamışlardır. Öte yandan Amira sınıfı kendi milleti içinde güç tekelini elinde bulundururdu. Devlet kadrolarına olan yakınlık sebebiyle ekonomik meselelerde kolaylıklar elde ederlerdi, hatta patrikliğin kontrolü de onlardaydı. Bu durumun sebep olduğu yozlaşmalardan bahsederken Barsoumian’ın verdiği en çarpıcı örnek, 1836 senesinde yaşları sekiz ila onbeş yaşları arasında değişen yüzlerce çocuğun Erzurum ve Sivas’tan toplanarak İstanbul’a getirilmeleri, iplikhane ve tersanelerde yalnızca yemek ve kıyafet karşılığında çalıştırılmalarıdır. Devlette sözü geçen sarrafların veya Patrikhane yetkililerinin suskunluğu Ermeniler içinde tepki toplamıştır.

Velhasıl, Amira sınıfını Ermeni cemaati içinde tadını çıkardıkları ayrıcalıklardan veya Osmanlı İmparatorluğu içinde sahip oldukları büyük sorumluluklara rağmen edinemedikleri politik güçten bağımsız ele almak ve konumlarını romantize etmek hatalı olur. Barsoumian’ın da belirttiği gibi Amira sınıfının rolü Osmanlı İmparatorluğu’nca ve tamamen Türk-İslam devletinin bekası için, hem kendi finansal-ekonomik sistemini korumak hem de Ermeni milletini kontrol etmek için atanmıştır.

Türkiye’nin Ermeni Yurttaşlarına Dair

Sınıf perspektifinden uzak, boğazına kadar ırkçılığa batmış, çarpık bir mantığın veya kavranılması güç bir mantıksızlığın amentüsü olan provokatif milliyetçilik performanslarından yakın zamanda yaşanan biriydi bana Amira sınıfını anımsatan: İstanbul Kumkapı’daki Ermeni Patrikhanesi’nin önünden Azerbaycan bayraklarıyla geçen araçların içindekilerin, patrikhaneye saldırmaması için yeterli önlem alınmış mıydı acaba?[v] Türkiye, Ermenistan – Azerbaycan arasındaki askeri çatışmalarda Azerbaycan yanından yer alıyorken Ermeni yurttaşların güvenliğini ne kadar sağlayacağı meçhul.

Bugün hala Türkiye’nin sağcı veya milliyetçi grupları içinde, Türkiyeli Ermenilerin güçlü olduğu, çok varsıl koşullar altında yaşadıkları ve bunun kendilerine devasa bir politik güç verdiği gibi bir sanrı var. Bu sanrı bana Türkiye’de baskın olan, yazının başında belirttiğimiz gibi tarih yazımında da kendisini ayan eden art niyetli bir iyimserlik gibi geliyor; sonuçta olayları olduklarından daha zararsız ve güzel görmek ezen grup/ayrıcalıklı sınıf lüksüdür. Bu nedenle Türkiyeli Ermenilerin aslında nasıl koşullarda yaşadığını göstermek gibi savunma mekanizmalarının ırkçılık, nefret söylemi gibi konularda alâkasız olduğunu düşünüyorum, alâkalı olan daha ziyade şu; Türkiye’de kendi hayatıyla ilgili yanlış giden ne varsa bunun sorumluluğunu kurguladığı etnik ‘öteki’ne yıkan, kendi nefretinin temellerini bu ötekinin ‘asıl’ özelliklerinde arayıp sanki varmışçasına ortaya steril bir ‘gerçek Ermeni’ profili koymaya çalışan çok geniş bir sağcı taban olması.

[i] Kanımca ‘gayri Müslim’ kalıbının, kullanımının yadırganması ve kullanılmaması gereken bir söz öbeği olduğunu belirtmek istiyorum. Müslümanın ‘anti’si, ‘gayrı’sı, ‘olumsuz’u olarak kurulan bir dini aidiyet, basitçe Müslümanlığı temel ve en normal olarak merkeze koyarak kurulmuştur.

[ii] Sarraf: Hem borç verip hem mal satan, Osmanlı’da önceden İltizam sisteminde yer almış tefeci/bankerlere denir. İltizam sisteminde Osmanlı toprakları ihaleye açar ve en yüksek fiyatı teklif eden mültezim olur. En yüksek fiyatı sunan teklifçi, toprağın kira bedelini ödeyebileceğini garanti etmek durumundadır; bu garanti Ermeni sarraflardan alınır ve devlet hazinesine olan borçtan mültezim değil sarraf sorumlu tutulur.

[iii] Dadyan Ailesi, barut değirmenleri olup sanayi ile ilgilenen Amiralara örnek verilebilir. Bezirgân olarak geçen tüccar Amiralardan Garabed Amira Manogiyan, İstanbul-Rusya deniz ticaretini kontrol etmiştir; Hovsep Çelebi İngiltere’den ithal edilen saatlerin dağıtım ve satışını tekeline almıştır. Dolmabahçe Sarayı, Ortaköy camii ve daha nicelerini yapmış Balyan ailesi nesilden nesile neredeyse İstanbul’un tüm güzide eserlerinin mimarlığını üstlenmiştir.

[iv] URL: http://www.agos.com.tr/tr/yazi/22463/yukari-firat-ermeni-koyleri-aglamaya-devam-ediyor-2

[v] Bu bağlantıdan görüntülere ulaşılabilir: https://twitter.com/nurhancetinkaya/status/1310603579326181377

Nedim Şener bile 1 Ekim 2020’de Habertürk’te katıldığı ‘Türkiye’nin Nabzı’ programında bu provokasyon girişimine değinmiştir.

Kaynakça

Barsoumian, Hagop. The dual role of the Armenian Amira class within the Ottoman government and the Armenian millet (1750-1850). Princeton University, 1982.