Skip to main content

Kadrosunda Clive Owen, Julianne Moore, Michael Caine gibi Hollywood’un önemli isimlerinin yer aldığı, görüntü yönetmenliğini Emmanuel Lubezki’nin üstlendiği, Alfonso Cuaron imzalı 2006 yapımı, apokaliptik bir yakın gelecekte geçen Children of Men filminden bahsetmek istiyorum.

Film, arka planına mekansal olarak Londra sokaklarının eşlik ettiği, 18 yıldır süren bir kısırlığın dünyayı esir aldığı 2027 yılında geçiyor. Buradan bakınca hikayenin tüm meselesinin, insanlığın umudu olacak bir doğum olayına kilitlenmesini bekliyoruz ancak Cuaron, felaketten çıkış umudunu bir tema olarak merkeze alıyor gibi görünse de film boyunca 18 yıl süren bir felaketin getirdiği yıkım ve dünyanın sonunda bir anlamda bekleme odasında gibi duran insanlığın enkazıyla daha çok ilgileniyor.

Filmde öne çıkan “dünyanın sonu” anlatısı; bir bilimkurgu havasında işlenmekten çok, günümüz politik sorunlarının zaten yeterince büyük olduğu bir nevi insanlık bilgisinin sonuna ışık tuttuğunu göstermek istercesine şekillendirilmiş. Beni etkileyen yanı da bu “uzak felaket” temalı janrın kendisiyle tam da o janrın içinden kafa buluyor olmasıydı. Cuaron’un Hollywood’un içinde ayrıksı duran Meksikalı nüktedanlığını satır aralarında birden çok kez yakalamak mümkün.

Film, eski bir militan olan Theo’nun, şimdi göçmenleri güvenli bir şekilde İngiltere’ye taşımak için mücadele veren bir militan grubun üyesi olan eski karısı Julian ve ekibi tarafından kaçırılmasıyla başlar. Bir süre sonra, aralarında daha evvel çocuklarını kaybetmiş olmakla ilgili kötü bir tecrübeye sahip olduğunu anladığımız ikiliden Julian, Theo’dan göçmenlerle ilgili bürokratik meseleleri aşmak için yardım ister. Theo’nun teklifi kabul etmesiyle birlikte çıkılan yolda, Afrikalı bir göçmen olan genç kadın Kee’nin hamile olduğunu fark ederler. Adeta bir mucize olarak görülen bu genç kadını, “insanlık projesi” adlı kuruluşun yardım gemisine güvenli bir şekilde ulaştırmak için verilen mücadele filmin ana aksını belirler. Bu uğurda gidilen yollar, kovalamacalar ve çatışmalar boyunca; insanlar için tek güvenli bölge ilan edilen Londra’nın, harabeyi andıran yeni karanlık havasına, yağmalamalara, sokak çatışmalarına, yaşamak için Londra’ya sığınan göçmenlerin bugün şehrin finans merkezi kabul edilen bir yerde kafesi andıran kamplarda üst üste tutulduğuna tanık oluyoruz.

Dolayısıyla Cuaron’un distopik evreni, temasını belirleyen felaketin bir temsilini kurma iddiasından çok öteye, felaketin bütün yıkıcılığının şiddetsiz bir etiğin rafa kalktığı, her geçen gün kırılganlaşan nüfusların yaşamlarını harcanabilir kılan, göç meselesinde duvarlar inşa eden güvenlikçi politikaları yükselten sağ popülist rejimlerden kaynaklandığı sorusunu sorduruyor.

Children of Men bu bağlamda, 11 Eylül sonrası hem ABD hem İngiltere’yi etkisi altına alan, bu ülkelerin kendini kale gibi çevirmesine neden olan, etiketleyici anti-terör uygulamalarının örselediği ulus ötesi dayanışmanın bitişini ve sanatın ifade alanı bulamadığı bir sansür rejimini, halihazırda dünyanın sonu olarak betimleme cesaretini gösteriyor. Mini bir distopya provası olarak adlandırdığımız bu günlerde, felaketin temsilleri ya da görünümleri üzerine bir kez daha düşünmek isteyenler için güçlü bir örnek olduğunu düşünüyorum.

Kültür

Zaman

Eylül DanışmanEylül DanışmanAğustos 2, 2023
Kültür

Nazmiye

Eylül DanışmanEylül DanışmanAğustos 2, 2023