Skip to main content

Hikaye anlatımı açısından müzik alanının sunduğu imkanları düşününce, lirikaliteyi özel olarak ön plana çıkaran yapısıyla rap müzik aklıma ilk gelenler arasında. Söz bütününü tamamlar gibi konuşan beat’ler, özenle seçildiği hissedilen sample’lar ve tüm diğer incelikli detaylar eşliğinde sağlam müzik altyapılarının MC’lere yol arkadaşlığı yapması, dinleyicilerin anlatılan hikaye atmosferine tam anlamıyla dahil olmasını sağlıyor. Endüstriyel – tektipleştirici yaklaşımın etkisinden uzak durulduğu ölçüde ise dinleyiciye samimi bir şekilde “anlatılan senin hikayendir” diye seslenebilme ihtimali de artıyor. Yeni hikayelerde ortaklaşmayı mümkün kılan bu hat üzerinde dünden bugüne birçok başarılı işe imza atmış olan beş isim bir araya gelince, haliyle şarkıları arasında bir kitabın sayfalarını merakla çevirir gibi gezilen o albüm ortaya çıkıyor: “Kötülük Bizim İşimiz”.

Pandemi süreciyle birlikte yoğunlaşan belirsizlik hali kültür-sanat alanındaki olumsuz etkilerini gittikçe daha çok hissettirirken Nisan ve Mayıs aylarında piyasaya sürülen iki EP, dinleyenlerine müziğin iyileştirici gücünü hatırlattı; hüzünden huzura bütün duyguları sarmalayan bir alanın sahici gücünü.

Uzun yıllardır imza attığı her işiyle yeni bir hikayeye kapı aralayan Kayra, evlere kapanılan ve birçoğumuzun kendi hikayesinde uzun yolculuklara çıktığı bir Nisan gününde, “Kayıp Gölgeler” adlı EP’siyle “az soluklanın hele, biraz da ortak hikayelerde gezinelim birlikte” dedi. Çoğumuz salgın sebebiyle katmerlenen toplumsal belirsizliğin içinde topyekûn araftayken “hikaye anlatıcısı” Kayra çıkageldi ve “bize yer yok emin ol arafta bile” diyerek başladı söze. Rap müziğin güncel gelişmelerine dair bir yerin sahipliğinden dem vurmadan eleştirelliğini ortaya koyan ve yer arayışını herkesin sorunu belleyip o herkese kendisini de dahil eden sözleriyle “Arafta Bile” şarkısının ardından, geçmişin hikayelerinde yolculuğa çıkılan üç şarkı sıralandı; “CM 01-02”, “Beyoğlu” ve “Köprüaltı Kemancı”. Bu yolculuğun “Beyoğlu” durağında Barış Demirel’in trompet melodileri, şarkının tümüne hâkim dehliz atmosferine güçlü bir katkı sundu. Diğer iki durak ise gençliğin coşku dolu anılarında tam anlamıyla bir seyirdi ve Da Poet’in prodüktörlüğü tüm şarkıların esaslı etkisine büyük katkı sunuyordu.

Da Poet’in kurduğu Nuhado Records’tan yayınlanan bu EP’nin ardından, bu sefer tüm şarkılarda Barış Demirel’in melodilerini de dinlediğimiz DPBD adlı çalışma mayıs ayının güzelliklerinden oldu. Da Poet’le Barış Demirel’in bu ortak EP’sinde Murat Ertel de “Dün 1 Bugün 1” diyerek yerini aldı; hip hop beatlerinin üzerine Baba Zula evreninden vokalini ve elektro sazını serpiştirdi. Beatlerle trompet melodisinin keyifli harmanı “Bi Milyon” ne kadar neşeliyse, enstrümantal durak “Nisan Güzeldi” o harmanın hüzünlü boyutunu o kadar derinlemesine hissettirdi. Şarkıdaki trompet melodisinin taşıdığı geleneksel izlerin etkisiyle geçmişten bugüne toplumsal belleğe kazınmış acılara da bir ağıt havasıydı sanki dinlenen. EP’nin açılışında dinleyenleri karşılayan funky çalışma “Uyku Yok” bu dört şarkılık yeniliğin kapısını aralarken sözlerin bir kısmı 2015 yılına da açılan bir kapı aslında: “High ya da low ya ya da thug life / Yüzbinlerce ses var / Eski bi şarkı gibi bu da başa döner tekrar”.

90 BPM

Pandemi baharında; Banu Bülbül’ün[1] ifadesiyle söylersek “insansız bahar”da, müziğin iyileştirici gücünden dem vurmamızı sağlayan iki isim; MC’liğin yanı sıra işin mutfağında bulunmayı da önemseyerek uzun süredir başarılı prodüksiyonlara imza atan Da Poet ve Türkçe Rap müziğin hikaye anlatıcılarından Kayra. 2015 yılına doğru onlarla beraber Farazi, Sorgu ve Savai’nin bir araya gelmesiyle 90BPM’in ismini duymuştuk. Birlikte kurulan stüdyo sonrası gelişen süreç, ikisi arasında uzun bir zaman aralığı olsa da iki başarılı albüme imza atılmasını sağlayan bir motivasyonun somutlaştığı bu “beşi bir yerde” süpergrubunu doğurdu. Peşinden gidilen hikayelerdeki ortaklaşma hali, motivasyonu sürekli kılan en önemli unsur.

Süpergrup diyorum; çünkü beş isim de bağımsız çalışmalarına bir yandan devam ederken bir yandan da 90BPM sayfasını kapatmıyor, hatta o sayfanın üzerine yeni hikayeler yazıyorlar. 90 BPM, kimi süpergruplar gibi çok uzun soluklu olmayan bir yan projeden çok, ortak müzikal çizgideki yeni üretimleri besleyen bir kolektif gibi duruyor. 90 BPM öncesinden gelip onu da içine dahil edecek şekilde ilerleyen çizgi üzeri bağımsız işlere bakınca; Farazi V Kayra albümü “Hayalet Islığı”, Kayra ve Sorgu’nun ortak EP’si “Gitmedim Ama İçinden Geçtim”, Farazi imzası taşıyan altyapılara Kodes Kahra’nın sözlerini işlediği “Ölmek İçin Doğanlar” ilk akla gelen işlerden. Bunlara benzer yeni çalışmaların ortaya çıkmasına da katkı sunan 90BPM, ilk albümünü 2015 yılında piyasaya sürmüştü.

“Kötülük Bizim İşimiz” adlı bu albümün birçok şarkı geçişinde, günlük yaşam içinde farklı mekanlarda edilen sohbetleri duyuyoruz. Böylesi bir tercih; hep üzerine konuştuğumuz ya da kafamızın içinde tekrara düşürdüğümüz konuları hikayeleyen albümün, bu özgün haline keyifli bir katkı aynı zamanda.

Biraz önce “Uyku Yok” şarkısındaki sözlerde 2015’e açılan bir kapı yakalamama sebep, 90 BPM albümündeki şarkılardan “Başa Döner Tekrar”dı. Ezhel ve Sami Baha’nın eşlik ettiği bu şarkının sonundaki sohbet atmosferli geçişte hem albümün isminin nereden geldiğini Kayra’dan dinliyor hem de arka planda efsanevi bir şarkıyı duyuyoruz; Nas’tan “N. Y. State of Mind”. Bu şarkının yer aldığı 1994 tarihli Illmatic albümü, prodüktör/dj ve MC uyumunun ortaya çıkardığı başarı açısından rap müzik tarihinde önemli bir yerde duruyor. “Kötülük Bizim İşimiz” albümünün geneline hâkim benzer uyum, her bir şarkı farklı parçalara dalsa da sonuçta bütünlüklü bir hikayeye kulak verdiğimiz hissini güçlendiriyor.

Müzik kulaktayken çekilen video klipler gözlerin önüne geliyorsa hikayelerden beslenen şarkıların bu niteliği çok daha doğrudan bir etki gösteriyor denebilir. “Kötülük Bizim İşimiz”deki çoğu şarkıda işte bu mümkün. Süreç içerisinde “İstanbul”, “Cumartesi” ve 9 Canlı ile Kamufle’nin eşlik ettiği “Hesabı Sorulur”a çekilenlerle kafada yaratılanlar kapışırken; anlatılan hikayeye Ağaçkakan’ın her zamanki derinlikli tarzıyla katkı sunduğu “Aylak Adam” bir kısa filmle güzellenseydi keşke dememek imkansız. Ezhel’in eşlik ettiği bir diğer şarkı olan “Elimde Yalanlarla” reggae temposunu 90 bpm’e harman ederken; Ezhel’in iki yıl sonra “Alo”da selam çakacağı “Zibidi Parro”, hikaye anlatıcılığının karakter yaratımıyla iç içeliğini karanlık bir atmosfere taşıyor.

Karanlığın içinde farları yanık duran tekinsiz bir araba fotoğrafının kapakta kullanıldığı albümde, farların aydınlattığı hikaye atmosferini tamamlayan diğer şarkılarda Grup Ses Beats, Sahtiyan, Allame ve Badmixday’in katkılarını da görüyoruz. 90BPM’in yeni üretimlere yönelik teşvikini kendi sınırlarının dışına taşıdığı 15 şarkılık albümün bütününü düşününce “beatler, samplelar bir elde, kalemler diğerinde hikaye peşinden koşmak sizin işiniz” dememek elde değil. Bu güzel koşudaki ikinci albüm de 2019 yılında Şehir FM adıyla müzikseverlerle buluşmuştu. Yeni hikayelerde yolculuklara çıkılacak, pandemiyle birlikte içine düşülen türlü sorgulamaların da sözlere yansıyacağı yeni üretimler merakla bekleniyor.

[1] https://sendika63.org/2020/04/insansiz-bahar-583036/

Kültür

Zaman

Eylül DanışmanEylül DanışmanAğustos 2, 2023
Kültür

Nazmiye

Eylül DanışmanEylül DanışmanAğustos 2, 2023